“manifest” yorgunluğu ve kontrol illüzyonu: bir yanılgının psikolojik katmanları

sevgili okur, hoş geldin. iyi ki geldin. ✨🌿

psikoza kolektif’te ilk yazımızda buluştuk.

defne ben, koç üniversitesi son sınıf psikoloji öğrencisiyim.

hem kendi deneyimlerimden hem de gözlemlerimden yola çıkarak, son zamanlarda iyice popülerleşen yeni çağ spiritüel akımlarının pek de değinilmeyen tehlikeleri üzerine bir yazı yazmak istedim.

gündemde tutulması gereken, oldukça ciddi sonuçlar doğurabilecek derecede tehlikeli bir durum, bu akımlara kapılıp gitmek.

haz dolu, sürükleyici. inanılmaz cezbedici. 

ne var ki, dikkat edilmezse sonu fena çukur.


📚 kişisel gelişimden parapsikolojiye kayan çizgi

sevgili okur, bugün herhangi bir bilindik kitapçıya gittiğinizde, yüksek ihtimalle psikoloji bölümüne ayrılmış raflardan çok sayıca kişisel gelişim için ayrılmış bölümler göreceksiniz.

bu, 2000’lerle gelen bir furyaydı; psikoloji dünyası bunu zor da olsa sindirmişe benziyor. kişisel gelişim kitaplarına bir gareziniz mi var diyebilirsiniz. çoğuna yok. 

örneğin, bağlanma teorisi üzerine yazılmış ve kişisel gelişimde yer alan bir kitabın başımızın üstünde yeri var. üstelik alanın kıymetli hocalarının kitapları da bazen kişisel gelişim rafında bulunabiliyor.

ama psikoloji dünyası parapsikolojiyi nasıl sindirecek, onu gerçekten bilmiyorum sevgili okur.


✨ bahsettiğimiz “düşünceyle yaratım” nedir, ne değildir?

— bazıları kişisel gelişimin altında olmak üzere — parapsikolojinin altındaki manifest teknikleri, sihir, büyü, “yaratım” öğretileri, insanı algılanabilir gerçeklikten çok uzak bir yere götürüyor.

bu öğretilerin buluştuğu bazı ortak noktalar var; bir tanesi de “düşünceyle yaratım.”

bir insanın düşünceyle bir şeyler yaratabileceğini düşünmesi ne demek sevgili okur? düşünceyle yaratım öğretisi nasıl işliyor?

“şanslı olduğumu düşünüyorum, bu yüzden güzel şeyler yaşıyorum” diyebiliriz. ama bu söylemin mantığına göre, aynı şekilde kötü şeyleri de düşüncelerimizle biz çağırmış oluyoruz.

eğer istediğin şey olmadıysa, yeterince istemedin.

ya da yanlış düşündün.

ya da düşük frekanstaydın.

eğer başına kötü bir şey geldiyse, bunu sen düşüncelerinle çağırdın.

(çok tehlikeli sevgili okur. aman diyeyim.)


 🧠 zihnini kontrol ederken kendini kaybetmek

çünkü bu noktada; kişi, yaşadığı her zor deneyimin kendi düşüncelerinin bir tezahürü olduğunu düşünmeye başlıyor. ve bu durum, özellikle hassas dönemlerden geçen bir insan için inanılmaz yıkıcı olabiliyor.

eğer karşılaştığımız olayların sadece ve tümüyle düşüncelerimizin ürünü olduğunu sanmaya başlarsak — dahası bunun bir prensip olduğuna inanmaya başlarsak— hayatın dengesini ciddi biçimde bozabiliriz.

insan düşüncesine böyle bir güç atfetmek, gerçekliği çarpıtarak; kişisel sorumlulukla, tesadüfle, hatta travmayla ilgili düşünme biçimimizi değiştiriyor. 

bu söylemle, sanki travmaların, toplumsal eşitsizliklerin, rastlantıların, genetik mirasın ya da çocukluk deneyimlerinin önemini ve rolünü yok saymış oluyoruz. bilimle çatışmamız giderek büyüyor.

sanki tüm olan bitenin tek sorumlusu, bizim düşüncelerimizin niteliğiymiş gibi.

halbuki sevgili okur, bazen başımıza gelen şeylerin nedeni yoktur.

bazen olur.

bazen geç olur.

bazen hiç olmaz.

insanın, kontrolün kendisinde olmadığını kabul etmesi zor. ama bir o kadar da özgürleştirici.

düşünceye böyle bir güç atfettiğimizde, içimizde şöyle bir çatışma doğuyor:

hem hayatı kontrol etmek istiyoruz hem de her şeyin bizim elimizde olmadığını biliyoruz.

bu çelişki ise zamanla kaygıyı artırıyor.

insan, her düşüncesini denetlemeye; zihnini “temiz” tutmaya, “iyi düşüncelerle” kalmaya çalışıyor. monitoring başlıyor.

insan bütün bir gününü dehşet bir zihinsel baskı ile geçiriyor. yaşananları tümüyle kendisinden bilmeye başlıyor ve neticesinde kendi gölgesinden korkar bir hale geliyor. 

ve sevgili okur, bazen bu baskı, obsesif kompulsif bozukluk gibi psikiyatrik tabloları da tetikleyebiliyor. 


🩺 işte tam bu noktada psikoloji devreye giriyor

psikoloji de bu noktada yardıma koşuyor sevgili okur.

“düşün ve olsun” diyen öğretiler, yaşanan her şeyi salt düşünceyle açıklamaya çalışırken; psikoloji, insan davranışını çok katmanlı bir bağlam içinde anlamaya çalışıyor — duygularla, geçmişle, rastlantıyla birlikte.

insanın karmaşıklığını olduğu gibi kabul ediyor. yaşantılarımızı tek bir nedene ya da düşünce kalıbına indirgemek yerine, bağlamıyla birlikte değerlendiriyor.

acının içinden geçmenin, kontrolü bazen bırakabilmenin ve her şeyin bizim elimizde olmadığını kabul etmenin; ruh sağlığı için nasıl bir denge unsuru olduğunu anlatıyor.

psikolojinin derdi, insanı gerçeklikten koparmak değil; onunla daha sağlıklı bir bağ kurmasını sağlamak.

sırtımızı psikolojiye güvenle yaslayabiliriz sevgili okur.

düşünceyle yaratımın, bilişsel ve davranışçı terapide hiç yeri olabilir mi?


🧲 peki neden bu kadar çekici geliyor?

neden bu kadar cezbedici?

sevgili okur,

bu öğretiler neden bu kadar yaygınlaştı? neden bu kadar çok kişi bu öğretilerin peşinden gidiyor?

çünkü bu söylemler basit cevaplar sunuyor.

çünkü kontrol illüzyonu yaratıyor.

çünkü insanın hayattaki belirsizlikle baş etmesini kolaylaştırıyor gibi görünüyor.

ve işin en zorlayıcı kısmı şu sevgili okur:

bu söylemlerin cazibesi, en kırılgan anlarımızda en yüksek hâline ulaşıyor.

yani tam da kaybettiğimizde, incindiğimizde, yalnız kaldığımızda, bir şeyin neden başımıza geldiğini anlayamadığımızda…

zihnimizde, belirsizlikten doğan boşluklara — “neden” sorusunun cevapsız kaldığı yerlere — bir anlam yerleştirmek istiyoruz.

“neden ben?” sorusuna gelen “çünkü yanlış düşündün” cevabı, ne kadar sert ve haksız olursa olsun, cevapsızlıktan daha katlanılabilir geliyor bazen.

düzeltebiliriz çünkü. nedensizlikle baş başa kalmanın acısıyla baş etmek zorunda kalmıyoruz en azından.

bu söylemler, “başına gelenler senin düşüncelerinin yansıması” diyerek suçluluk yaratıyor ama en azından çözüm vaat ediyor.

bu da bu öğretileri çok güçlü ve çok tehlikeli kılıyor.

çünkü en çok çaresiz hissettiğimizde kulağa en mantıklı gelen şey, bazen gerçeklikten en uzak olan şey olabiliyor.

tam da bu yüzden, bu akımların ortaya çıkardığı etkileri konuşmak önemli.

çünkü bu öğretiler, ilk başta şifa gibi görünse de, kişinin kendi acısıyla sağlıklı bir ilişki kurmasını engelleyebiliyor.

kimi zaman yüzleşmemiz gereken şeyle yüzleşmemize engel oluyor.


🔍 ne yapmalı?

sevgili okur,

bu tür söylemlerin cazibesine kapılmadan önce bir adım geri atmak, sorgulamak, düşünmek çok değerli.

bu söylemlerin hiçbirinin hakikati ne doğrudan ne de tümüyle yansıttığını fark etmek gerekiyor. hakikatin daha keşfedilecek bilmediğimiz çok yüzü var.

bazen, hiçbir açıklamanın yeterli olamayabileceğini kabul edebilmek gerekiyor.

bazen de soruların cevapsız kalmasına alan açmak.

hayatın karmaşık, çok katmanlı ve çoğu zaman kontrolümüz dışında gelişen bir şey olduğunu hatırlamak.

belki de en güçlendirici şey, her şeyin bizim elimizde olmadığını bilmekten geçiyordur.

bizim bitim sınırlarımız belli olsun ki, neyin bizimle ilgili, neyin bizim dışımızda olduğunu ayırt edebilelim. 

çünkü ancak o zaman, olan bitenin içinde kendimize nazikçe yer açabiliriz.


💌 ve son bir dilek…

insanların sırtını güvenle psikolojiye yaslamasını sağlayacak psikologlardan olabilmek dileğiyle ve kendi terapistime sevgiyle…


🌀 paylaşmak istersen…

psikoza.kolektif’te bu ilk yazının bir tartışma başlatmasını diliyorum.

bu konu hakkında senin düşüncelerini de duymayı çok isterim.

defne.eker03@gmail.com adresinden bana iletebilirsin.

sevgiyle ve esenlikle,

defne eker :))