İsviçre’de Öğrenci Olmak: Türkiye’den Taşındıktan Sonra İlk Gözlemlerim

👋 Herkese merhaba. Benim ismim Ege. University of Zurich’te matematik bölümünde 2. sınıfa geçtim. Geçen sene ağustos ayında Zürih’e yerleştim. Geçtiğimiz bir yılda gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Yurt dışında yaşamaya başladığımda beni en çok şaşırtan şey, hayatın ne kadar sistemli ama aynı oranda mesafeli yaşandığıydı.

Türkiye’de alıştığım sıcaklık, spontane planlar, kolay ulaşılabilirlik yerini prosedürlere, soğukkanlılığa ve planlı bir hayata bırakmıştı.

Örneğin, sadece bir SIM kart almak için bile önce çevrimiçi başvuruyorsun, sonra posta bekliyorsun. SIM kartın ev adresine gelmesi 3-5 gün sürebiliyor.

Türkiye’de olsa, bir telefoncuya girip 15 dakikada halledersin. Ama burada sistem kendi ritminde akıyor ve senin o ritme ayak uydurman bekleniyor. İşler bir yandan tıkır tıkır işliyor gibi ama öte yandan her şey fazla “uzakta” kalıyor. İnsanla sistemin teması minimumda tutulmuş gibi.

Sokaklar da aynı şekilde düzenli ama fazla sessiz. Türkiye’de sokaklar insan sesiyle, kahkahayla, bazen kavga bazen pazarlık sesiyle canlıdır.

Burada ise sessizlik baskın. İlk başta huzur gibi gelen bu sessizlik, zamanla bir tür görünmez yalnızlığa dönüşebiliyor. Kaldırımda yürürken kimseyle göz göze gelmemek, markette biriyle karşılaşıp gülümsemeden geçmek, başlarda farkına varmasan da zamanla duygusal bir mesafe yaratıyor.

Maddi açıdan ise İsviçre’nin zorlukları ayrı bir başlık.

türkiye’de aynı parayla yapabileceğin üç şeyin burada belki bir tanesini ancak yapabiliyorsun. Dışarıda yemek yemek neredeyse lüks; çoğu zaman evde market alışverişiyle idare ediyorsun. Bir kafede sadece bir kahve içmek bile 5 frank, yani kabaca 200 lira. En küçük ihtiyaç bile seni iki kere düşündürüyor: “Gerçekten buna ihtiyacım var mı?” Bütçe planlarken hayattan kısmayı öğreniyorsun. Bazen bir yere gitmekle, o hafta makarna yememek arasında seçim yapıyorsun.

Bir de okul ortamı var ki, belki de en çok içimi burkan nokta orası. İnsanlar çoğunlukla kendi milletlerinden insanlarla gruplaşmış.

kantinde otururken masalarda Almanlar Almanlarla, Fransızlar kendi aralarında, Arap öğrenciler yine ayrı. Türkler de doğal olarak kendilerine yöneliyor. Çünkü o diğer gruplara “girmek” neredeyse imkânsız. Sana bakıp da “sen buraya ait değilsin” demiyorlar ama sana yöneltilen bakış, sorulmayan sorular ve dahil edilmediğin konuşmalar her şeyi açıkça gösteriyor.

Ve ne yazık ki bu durum sadece bir “farklılık” hissiyle sınırlı kalmıyor; zamanla görünmeyen bir ayrımcılığa dönüşebiliyor.

Türk olduğunu anladıklarında, karşındaki kişinin ses tonu değişiyor. Sana, akademik olarak geride olabileceğini varsayarak konuşuyor. Aksanını duyduğunda ise seni kültürel olarak eksik ya da yetersiz görebiliyor.

İngilizceyi akıcı ve doğru konuşsan bile, “Ha, nereliydin?” sorusu geliyor — ve işte o soruyla birlikte aranıza görünmez bir mesafe giriyor.

İsviçre Almancası da bu mesafeyi pekiştiriyor.

standart Almanca bilsen bile yetmiyor; çünkü lehçe o kadar yerel ve içe kapalı ki, seni dışarıda bırakıyor. Cümleleri anlayabiliyorsun ama konuşmaya başladığında, o dili “onlar gibi” konuşmadığın hemen fark ediliyor.

Ve tüm bunların içinde seni en çok zorlayan şey, sürekli kendini ispat etme ihtiyacı. “Ben buraya aitim” demek için daha fazla çalışmak, daha çok çaba göstermek, sürekli tetikte olmak zorundasın. Yorucu. Bazen susmayı, bazen göz yummayı öğreniyorsun.

Ama bunların yanında, kendi içime dönmemi sağlayan çok şey oldu. Türkiye’deyken sorgulamadığım, otomatik yaptığım ne varsa burada yeniden düşündüm. Hangi alışkanlığım gerçekten bana ait? Neyi gerçekten ben seçtim? Dış dünyanın yabancılığı arttıkça kendi içimdeki tanıdıklığa sığınmaya başladım. Yazdım, düşündüm, gözlemledim. Belki de en çok burada “kendimle baş başa kalmayı” öğrendim.

Yurt dışında yaşamak; sistemli bir hayat, yüksek yaşam kalitesi, kişisel alan gibi kavramlarla süslenmiş olabilir ama arkasında çok katmanlı bir deneyim yatıyor.

Bazen yalnızlık, bazen dışlanmışlık, bazen de kendini yeniden kurma hali. Ve evet, bu yabancılık seni bir süre sonra kendine yaklaştırıyor — ama önce senden çok şey alıyor.

Dilerim yazım İsviçre’de okumayı merak edenlere faydalı olur.

bölümüm, okulum ya da deneyimlerimle ilgili bir sorunuz olursa bana Instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. 📩

sevgiler,

ege