
Merhaba, ben Damla 🌸 Karabük Üniversitesi’nde hemşirelik öğrencisiyim.
İnsan bedenini ve ruhunu anlamaya dair çıktığım bu yolculuk, bana sağlık bilgisinin ötesinde; insan davranışlarını, toplumsal ilişkileri ve farklı bakış açılarını keşfetme fırsatı verdi.
Evrimsel psikoloji, sosyoloji ve felsefe… Düşündükçe merakımı büyüten alanlar. İlk yazımda, toplumsal rollerin tarihsel kökenlerini ve “avcı erkek – toplayıcı kadın” söyleminin mit mi gerçek mi olduğunu araştırdım.
Psikoza Kolektif aracılığıyla bu yazımı sizlerle paylaşabilmek benim için çok değerli. Umarım okurken keyif alır, yeni fikirler keşfedersiniz 🌱
Evrimsel Psikolojinin Temeli
Evrimsel psikoloji… Kulağa karmaşık gelebilir, değil mi?
Ama işin özü aslında çok basit:
Bu alan, insan davranışlarını atalarımızın karşılaştığı zorluklar üzerinden anlamaya çalışıyor.
Dil öğrenmek, duyguları okumak, akrabayı tanımak, aldatmayı fark etmek, yenilebilir bitkileri hatırlamak…
Bunlar, avcı-toplayıcı atalarımızın hayatta kalmak için geliştirdiği becerilerdi. Ve bugün evrimsel psikolojiye göre hâlâ bu mekanizmalarla çalışıyoruz; örneğin, tehlikeyi erkenden fark etme eğilimi yoğun trafikte ani fren yapmamızı sağlarken, sosyal bağları koruma ihtiyacı iş yerinde ekip uyumunu sürdürmemize yardımcı oluyor.
Kadın ve Erkek Beyni Üzerine Klişeler
Peki ya kadın ve erkek beyni gerçekten farklı mı? İşte burası biraz eğlenceli: Hepimizin duyduğu klişeler vardır — “Kadınlar duygusaldır, erkekler mantıklıdır” ya da “Erkekler liderlikte daha iyidir”…
hatta bir zamanlar “kadın beyni bakım işlerine daha uygundur” bile denmiş. Oysa günümüzde yapılan araştırmalar, beyni böyle keskin sınırlarla “kadın–erkek” diye ayırmanın doğru olmadığını gösteriyor. Elbette bazı küçük yapısal farklılıklar bulunabiliyor; ancak bunlar davranış ve yetenekleri belirleyici nitelikte değil. Beyin ne pembe bir bahçe ne de mavi bir inşaat sahası; keskin sınırları yok, kalıpları yok…
Araştırmalar, beynin esas olarak deneyimlerle şekillendiğini, öğrenme ve çevreye uyumla sürekli gelişen ortak bir ağ olarak işlediğini ortaya koyuyor.
Toplumsal Roller ve Kültürün Etkisi
Çocuklukta içselleştirdiğimiz toplumsal roller, hangi alanlarda kendimizi rahat hissettiğimizi ve hangi becerileri geliştirdiğimizi etkileyebilir; ancak bu, beynimizin biyolojik yapısının dayattığı bir zorunluluk değildir. Yani farklılıkların kaynağı çoğu zaman biyolojiden değil, içinde büyüdüğümüz kültür ve deneyimlerden beslenir.
Avcı Erkek – Toplayıcı Kadın Miti
Ve avcı erkek – toplayıcı kadın miti… Ah, ne çok duyduğumuz bir söylem!
Düşün: Anneler Günü’nde çay ve sebze ağırlıklı menüler, Babalar Günü’nde barbekü ve et yemekleri…
bu tür alışkanlıklar aslında, yüzyıllar boyunca şekillenen toplumsal rollerin bugüne yansımalarıdır. Yani ‘erkekler avcı, kadınlar toplayıcıdır’ söylemi, insanların doğuştan böyle programlandığı anlamına gelmez; daha çok kültürel ve tarihsel koşulların bize bıraktığı bir mirastır.
Tarıma geçiş, özel mülkiyetin doğuşu ve ataerkil düzenin güçlenmesiyle birlikte “kadın evin içinde, erkek dışarıda” kalıbı giderek daha katı hâle gelmiştir. mitoloji, dinin tarihsel yorumları ve kültürel yapılar bu kalıbın yerleşmesinde rol oynamıştır; başlangıçta çevresel koşullara ve topluluk ihtiyaçlarına göre esnek olan iş bölümü, zamanla toplumsal ve kültürel mekanizmalar aracılığıyla sertleşmiştir.
Geçmişten ve Günümüzden Bulgular
Arkeolojik ve antropolojik bulgular, tarih öncesi topluluklardaki iş bölümünün sanıldığı kadar katı olmadığını gösteriyor.
Kadınların da avcılığa katıldığına dair kanıtlar mevcut: Peru’da yaklaşık 9.000 yıl önce yaşamış bir kadının mezarında bulunan taş aletler, onun avcılıkla uğraştığını ortaya koyuyor (Haas ve ark., 2020).
Bugün Tanzanya’daki Hadza topluluklarında kadınların hâlâ avcılığa katkı sunduğu gözlemleniyor.
Ayrıca, Çatalhöyük’te yapılan araştırmalar, kadınların yalnızca ev içi rollerle sınırlı kalmadığını; aile ve topluluk yaşamının sürekliliğinde, hatta sosyal yapının merkezinde önemli roller üstlendiklerini gösteriyor (Yüncü ve ark., 2025).
Tüm bu bulgular, toplumsal rollerin biyolojik olarak sabitlenmiş değil; zaman ve mekâna göre değişebilen, esnek yapılar olduğunu ortaya koyuyor...
Yazardan…
Tüm bu örnekler bize şunu hatırlatıyor: İnsan doğası, basit klişelere ya da değişmez biyolojik kalıplara indirgenemeyecek kadar karmaşık. Toplumsal roller zamanla değişiyor, kültürler farklılaşıyor, araştırmalar yeni bulgular ortaya çıkarıyor. Ve belki de en güzeli, bu karmaşıklığı fark etmek… Bu farkındalık, etrafımızdaki insanları yargılamadan, farklılıkları gözeterek kucaklamamıza yardımcı oluyor. Benim içinse bu, yalnızca kitaplarda ya da teoride kalmadı; stajımda hastalarla kurduğum kısa ama samimi iletişimlerde gerçek hayatta karşılık buldu. Her yeni keşif, öğrenmenin bitmeyen bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor; düşündürüyor, bazen şaşırtıyor ama her zaman içten bir merak uyandırıyor. 🌿
Konuyla ilgili bana ulaşmak isterseniz, mail üzerinden üzerinden her zaman yazabilirsiniz: ✨
sevgiler,
damla
Kaynakça
• Haas, R., Watson, J. T., et al. (2020). Female hunters of the early Americas. Science Advances, 6(45), eabd0310. https://doi.org/10.1126/sciadv.abd0310
• Yüncü, E., Küçükakdağ Doğu, A., Kaptan, D., … Somel, M., Özer, F., Hodder, I., & Knüsel, C. J. (2025). Female lineages and changing kinship patterns in Neolithic Çatalhöyük. Science, 388(6754), eadr2915. https://doi.org/10.1126/science.adr2915
Meraklılar için Kitap Önerisi 📚
• “Sosyal Beyin” – M. Brüne, H. Ribbert, W. Schiefenhövel.
İnsan davranışlarını ve sosyal ilişkilerimizi evrimsel bir bakışla merak edenler içino kunası bir kitap
