
Merhaba sevgili okur,
İsmim damla budak. koç üniversitesi psikoloji bölümü 2. sınıf öğrencisiyim.
bugün sana çok ilginç bir soruyla geldim.
belleğine ne kadar güveniyorsun?
hani olur ya, bir olayı çok net hatırladığını sanırsın.
“ben bunu kesin gördüm!” dersin.
ama sonra gerçeğin bambaşka olduğunu öğrenirsin.
işte o an, belleğimizin düşündüğümüz kadar güvenilir olmadığını fark ederiz.
bellek: video kaydı değil, puzzle
birçok kişi belleği kamera kaydı gibi görür.
ama aslında bellek, parçaları sürekli değiştirilen bir puzzle gibidir.
her hatırladığımızda o parçalar yeniden düzenlenir.
bazıları kaybolur, bazıları yeni eklenir, bazılarıysa bambaşka bir şekil alır.
(başka bir deyişle, geçmişi tekrar oynatmak yerine, her hatırlamada hikâyeyi yeniden yazarız.)
ters yüz (inside out) filmini izlediysen hatırlarsın:
riley’nin zihninde küçük toplar şeklinde anılar vardı.
kimi zaman unutuluyor, kimi zaman renk değiştiriyor, kimi zaman da duyguların etkisiyle tamamen başka bir hale bürünüyordu.
bellek için harika bir metafor.

elizabeth loftus ve “olmayan cam kırıkları”
Psikoloji tarihinde çok meşhur bir deney var.
1975’te Elizabeth Loftus ve ekibi, belleğin ne kadar kolay çarpıtılabileceğini gösterdi.
Katılımcılara bir trafik kazası videosu izlettiler.
Sonra farklı sorular sordular:
“Arabalar çarpıştığında ne kadar hızlı gidiyordu?”
“Arabalar paramparça olduğunda ne kadar hızlı gidiyordu?”
“About how fast were the cars going when they (smashed / collided / bumped / hit / contacted) each other?”
(Loftus & Palmer, 1974, as cited in McLeod, 2025).
Sorunun kelimeleri değiştikçe, insanların hız tahminleri de değişti.
Ama işin çarpıcı kısmı şu: deneklere bu sefer videoda cam kırığı olup olmadığı soruldu.
“smashed” kelimesini duyanlar, cam kırıklarını gördüğünden emindi. Ancak videoda hiç cam kırığı yoktu.
(Bu, dilin ve soruların, zihnimizde olmayan detayları “varmış” gibi yaratabileceğini gösteriyor.)
Bellek tam da böyle, hayali detayları gerçeğe dönüştürebiliyor.
gerçek hayatta bedeli: ronald cotton vakası
şimdi işin daha dramatik tarafına bakalım.
1984’te jennifer adında bir kadın saldırıya uğradı.
mahkemede, saldırganı hiç tereddüt etmeden işaret etti: ronald cotton.
o kadar emindi ki kimse şüpheye etmedi.
sonuç? ronald, 11 yıl boyunca hapiste kaldı.
yıllar sonra dna testleri gerçeği ortaya çıkardı:
ronald’ın olayla hiçbir ilgisi yoktu.
jennifer, belleğinin onu nasıl yanılttığını daha sonra kendi kitabında anlattı.
ama ronald’ın kayıp yılları geri gelmedi.
ve asıl trajedi ise gerçek suçlunun, ronald’ın tutsak olduğu yıllar boyunca dışarıda özgürce dolaşabilmeseydi.
(Bu olay, bellek hatalarının yalnızca akademik bir tartışma değil, insanların hayatını kökten değiştiren bir gerçek olduğunu gösteriyor.)
tanık ifadelerinin riskleri
şimdi düşün sevgili okur.
mahkemede birinin “ben gözlerimle gördüm!” demesi çoğu zaman güçlü bir kanıttır.
ama işte sorun tam burada.
“gördüğünü sanmak” ≠ “gerçekten görmek.”
tanık ifadeleri çok kıymetli olabilir, ama aynı zamanda risklidir.
bunu daha iyi anlamak için birkaç noktaya bakalım:
- stres ve travma:
- yüksek stres, belleği güçlendirmek yerine bozabilir.
- silahlı saldırıya tanık olan kişiler, saldırganın yüzünü çoğu zaman doğru hatırlayamaz (morgan et al., 2004).
- manipülatif sorgular:
- “araba çarpınca camlar nasıl kırıldı?”
- aslında cam kırıkları yoktu, ama beynimiz boşluğu dolduruyor.
- zaman faktörü:
- bellek zamanla soluyor, boşluklar ise çoğunlukla yanlış bilgilerle dolduruluyor.
peki ya çözüm?
psikoloji bilimi tabii ki bu soruna çare arıyor.
- cognitive interview (bilişsel görüşme): fisher ve geiselman tarafından geliştirilen bu yöntem, tanığa olayı farklı açılardan hatırlatmayı amaçlıyor.
- “ne kokuyordu? hava nasıldı? çevrede hangi sesler vardı?” bu teknik, belleğin ipuçlarını güçlendiriyor ve daha doğru bilgi çıkarıyor.
- çapraz sorgu: psikologlar, sorgulama biçimlerinin bellek üzerindeki etkisini inceleyerek adil yöntemler geliştirmeye çalışıyor.
neden böyle evrimleşti öyleyse?
sevgili okur, belki şunu düşünüyorsun:
“belleğimiz bu kadar güvenilmezse, neden böyle evrimleşmiş?”
çünkü bellek aslında katı bir kayıt sistemi değil, esnek bir hayatta kalma aracı.
geçmişi birebir kaydetmek yerine, hatırladıklarımızı bugünün ihtiyaçlarına göre şekillendiriyoruz.
bazen bu esneklik bize yarar sağlıyor:
genellemeler yapabiliyoruz, ders çıkarıyoruz, hayatta kalıyoruz.
peki ya sen?
kendi belleğine ne kadar güveniyorsun?
“ben bunu kesin hatırlıyorum” dediğinde, hiç şüphe ettin mi?
unutma, bellek bizi biz yapan şeydir.
ama aynı zamanda en büyük illüzyonlarımızdan biridir…:)
referanslar
Fisher, R. P., & Geiselman, R. E. (1992). Memory-enhancing techniques for investigative interviewing: The cognitive interview. Charles C. Thomas.
Loftus, E. F., & Palmer, J. C. (1975). Reconstruction of automobile destruction: An example of the interaction between language and memory. Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior, 13(5), 585–589. https://doi.org/10.1016/S0022-5371(74)80011-3
McLeod, S. (2025, September 9). Loftus and Palmer – Eyewitness testimony. SimplyPsychology. https://www.simplypsychology.org/loftus-palmer.html
Morgan, C. A., Hazlett, G., Doran, A., Garrett, S., Hoyt, G., Thomas, P., … Southwick, S. M. (2004). Accuracy of eyewitness memory for persons encountered during exposure to highly intense stress. International Journal of Law and Psychiatry, 27(3), 265–279. https://doi.org/10.1016/j.ijlp.2004.03.004
Thompson-Cannino, J., Cotton, R., & Torneo, E. (2009). Picking Cotton: Our memoir of injustice and redemption. St. Martin’s Press.
